| Bu slaytı okumanın yolu, yatay eksenden yaşınıza bakmaktır. | TED | طريقة فهم هذا الشريحة التوضيحية يكمن في التمعن في المحور الأفقي لأعماركم. |
| Yıllardır kullanılan klasik şekli yatay bir çubuk. | TED | النسخة الكلاسيكية التي استُخدمت لسنوات هى الشريط الأفقي. |
| Eğer retinamı laserle yatay düzlemde izlersem orada ufak köşede şunu elde ediyorum. | TED | اذا انا فحصت شبكية عيني من خلال المستوى الأفقي الذي ترونه هناك في الزاوية الصغيرة، ما اتحصل عليه هو ما يلي |
| Nüfus yoğunluğu yatay eksende ve kilometre kare başına 250 kişi. | TED | والكثافة السكانية ممثلة على المحور الأفقي ونحن نمثل 250 فرد للكيلومتر المربع |
| yatay eksen nanogram cinsinden dozu gösteriyor. | TED | على المحور الأفقي نشاهد الجرعة بوحده النانوغرام. |
| Sonra, sadece karşılaştırmak için, sadece eğlenmek için, yatay eksende kişi başına düşen GSYİH bulunmakta. | TED | ومن ثم، فقط للمقارنة، للمرح فقط، على المحور الأفقي نصيب الفرد من الناتج الإجمالي المحلي. |
| yatay eksen gelir eşitsizliğini gösteriyor. | TED | في المحور الأفقي لدينا عدم التساوي الدخل |
| Yani yatay bir yerleşke ile mimarinin insanları nasıl birleştirebileceğini gösterdim. | TED | لقد أظهرت قدرة الهندسة المعماريّة على جمع الناس على هذا المستوى الأفقي من الحرم الجامعي. |
| O nedenle bunu yapmaya başladık. Ve burada görebilirsiniz yatay eksen üzerinde bir saldırıda ölen insanların sayısını biliyorsunuz ya da saldırının büyüklüğü. | TED | فبدانا القيام بذلك. و كما يمكن أن تروا هنا على المحور الأفقي لدينا عدد الناس الذين قتلوا في الهجوم أو حجم الهجوم |
| Öte yandan, bir Shakespeare şiiri hem yatay, hem de dikey eksende toplam ağırlık alanı bakımından yüksek bir değere sahiptir. | Open Subtitles | و قصدية أربع عشرية شكسبيرية من جهة أخرى قد تحصد علامة عالية على كل من المستويين العمودي و الأفقي تنتج مساحة كلية كبيرة |
| Diğeri de yatay düzlemi kesen parmaklara bakarak hangi tuşa basıldığını belirliyor. | Open Subtitles | والآخر يميز أي حرف تضربه حالما تكسر الخط الأفقي |
| güneydoğusunda yatay dengeleyici arızası bildiriminde bulunmuş. | Open Subtitles | أبلغت عن مشكلة في جهاز حفظ التوازن الأفقي على بعد 200 ميل من الجنوب الشرقي من نورفولك |
| Bu kapı kolu kapıyı kapadığın zaman otomatik olarak yatay pozisyona geçmesi için tasarlandı. | Open Subtitles | عندما تغلق الباب يعود مقبض الباب أتوماتيكياً للوضع الأفقي |
| Ama hepsinin amacı aynı, oku atarken yatay hareketi önlemek. | Open Subtitles | لكن جميعهم غرضهم واحد والذي هو التوجيه الأفقي للحركة أثناء الرمي بالقوس |
| Tek taraflı beyin hasarı sonucu yatay boyutun yanlış tanıtımı. | Open Subtitles | تشويه للفضاء الأفقي عند تضرر الدماغ الأحادي الجانب. |
| Bir şey yazıyor. Tek taraflı beyin hasarı sonucu yatay boyutun yanlış tanıtımı. | Open Subtitles | تشويه للفضاء الأفقي عند تضرر الدماغ الأحادي الجانب. |
| Ancak o kadar kesin sonuçlar alıyoruz ki yalnızca yatay düzlemde 1 milimetrelik ve düşey düzlemde en fazla 5 milimetrelik bir hata payı gösteriyor. | Open Subtitles | وهي دقيقة جداً بحيث تستطيع قياس مليمتر واحد من المحور الأفقي و5 مليمتر من العمودي. |
| Ve gözbağı, yatay çizgi. O da bir sayıymış. | Open Subtitles | و العصابة، والخط الأفقي تلك كانت أرقاماً أيضاً |
| Çubukların yüksekliği ölüm riskini gösteriyor ve yatay eksendeki sıfır, bir, iki, üç, dört sayıları çalışmaya katılan kişinin sahip olduğu sağlıklı alışkanlık sayısını belirtiyor. | TED | ارتفاع القضبان هو خطر الموت، وتلك الارقام الصفر، والواحد، والاثنين، والثلاثة، والأربعة على المحور الأفقي هما عدد تلك العادات الصحية لذا شخص معين. |
| Howard'ın yaptığı iki numaralı iş ise bize şunu fark ettirmekti -- bu da diğer bir kritik nokta -- bize yatay segmentasyon adını verdiği şeyin önemini fark ettirdi. | TED | الشئ الثاني الذى فعله هاورد هو أنه جعلنا ندرك.. وهي نقطة شديدة الأهمية أيضا.. فقد جعلنا ندرك أهمية ما يحب أن يسميه بـ التقسيم الأفقي |