| Demek ki bomba çinko kaplı çelikten ince bir kaptaydı. | Open Subtitles | إذاً كان القنبلة موضوعة في حاوية رقيقة من الفولاذ المجلفن |
| Saat alarmı. Duvarlar çok ince ve şovuma yoğunlaşmaya çalışıyordum. | Open Subtitles | هذه الحيطان رقيقة جداً، وأنا أحتاج للعمل وللتركيز على معرضي |
| Tamam, henüz benden beklediğin kadar ince detaylı, delice bir fikir değil. | Open Subtitles | الموافقة، هو ليس رغم ذلك المفصّل بشكل رفيع جنون جئت للتوقّع منّي. |
| Beslenmek için çok çok ince buzların üzerinde yürüyen kutup ayılarını gördüm. | TED | رايت دببة قطبية تمشي عبر جليد رقيق جدا جدا بحثا عن الطعام. |
| Beni ince ince dilimliyor ya da bana sıcak kömür yutturuyorlardı. | TED | و قطعوني إلى شرائح رفيعة او انهم أرغموني أن ابتلع الجمر |
| Endoskopide herhangi bir lezyon görülmedi ince bağırsak temiz çıktı. | Open Subtitles | التنظير لم يكشف عن وجود اية آفات في الامعاء الدقيقة |
| Eğer bir insan neokorteksini alıp gererseniz, büyüklüğü yaklaşık olarak bir peçete kadardır ve hâlâ ince bir yapısı vardır. | TED | لو أخذت القشرة المخية الحديثة للانسان ومططتها، هى بحجم يقارب مفرش الطاولة، وما زالت نحيفة البنية. |
| Göğsümden vurulmak tıpkı nazik, hoş bir kucaklaşma gibi hissettiriyor ve ceketinin içine giyilebilecek kadar ince ve kabarıklık yapmaz. | Open Subtitles | ان يُطلق عليك الرصاص وانت تلبس سترتي لا تختلف كلياً عن الشعور بالراحة كعناق قوي وهي رقيقة كفاية لتلائم معطفك |
| Göğsümden vurulmak tıpkı nazik, hoş bir kucaklaşma gibi hissettiriyor ve ceketinin içine giyilebilecek kadar ince ve kabarıklık yapmaz. | Open Subtitles | ان يُطلق عليك الرصاص وانت تلبس سترتي لا تختلف كلياً عن الشعور بالراحة كعناق قوي وهي رقيقة كفاية لتلائم معطفك |
| Bu satranç taşının içinden geçen oldukça ince bir metal var. | Open Subtitles | هناك بالأحرى قطعة معدنية رقيقة تمر خلال قطعة الشطرنج هذه ؟ |
| "Mutlu bir gecedeki dolunay gibi salınışı, büyülü olmalı belinin ince kıvrımı" | Open Subtitles | إنها تأتي كالبدر في ليلة سعيدة بخصر رفيع و له قدرة سحرية |
| "Mutlu bir gecedeki dolunay gibi salınışı, büyülü olmalı belinin ince kıvrımı." | Open Subtitles | إنها تأتي كالبدر في ليلة سعيدة بخصر رفيع و له قدرة سحرية |
| Tecrübelerime göre sevgi ve nefret arasında çok ince bir çizgi vardır. | Open Subtitles | ، من خلال خبرتي يوجد هُناك خيط رفيع للغاية بين الحُب والكره |
| Yükü en aza indirmek için, kumaş çok ince, sandviç kağıdı kadar ince. | TED | ومن أجل تقليل الوزن، جعلوه رقيق جدا، انها رقيقة مثل غلاف شطيرة. |
| Omurga kemiği için tasarlanmış ince, sert bir yatakta yatıyordum. | TED | كنت مستلقية على سرير رقيق و صلب للعمود الفقري. |
| Aslında düşününce bir nevi sıvı ve tuhaf dokulardan oluşan torbalar gibiyiz, etrafı ince bir deri tabakasıyla kaplı. | TED | عندما تفكر بالفعل في ذلك، فنحن نوعًا ما مثل أكياس السوائل وبعض الأنسجة الغريبة محاطة بطبقة رفيعة من الجلد. |
| Biz sadece hava durumunu düşünürüz ve hava durumunda bile, hava durumunun bütün ince ayrıntılarını düşünmeyiz. | TED | نفكر فقط في حالة الطقس, و مع أننا نفكر في الطقس , نحن لا نفكر في كل التفاصيل الدقيقة في الطقس. |
| Söğüt ağacı kadar ince, Parisli bir model kadar şık ve 30'dan bir gün bile fazla değil. | Open Subtitles | نحيفة مثل شجرة الصفصاف ترتدى مثل عارضة باريسية و لا تزيد يوماً عن الثلاثين |
| Dondurucu soğuk ve ince hava tabakası sizi gerçekten zorluyor. | TED | إنها باردة و متجمدة، وذلك الهواء الرقيق يؤذيك بالفعل. |
| Yeteri kadar tecrübe sahibi olduğumuzda... ...bu şekildeki fosilleri kazmaya başladık, burada ince burunlu bir timsah... | TED | ولقد تمكنا من الحفريات، عندما بلغنا عمرا مناسبا، بقايا متحجرة مثل هذه، تمساح بأنف طويل نحيل |
| Esmer, ince yüzlü bir adam, yara izi olan ve yeşil gözlü. | Open Subtitles | رجل اسمر ، نحيف الوجه ذو ندبة ، وعيون بنية |
| Ve bu modlardan birbirine geçebilmek gerçekten çok önemli. Yani nerde daha ince ayrıntılı versiyonu varsa oyunun orda zorunlu hatta. | TED | لذا فإن القدرة على الإنتقال من صيغة إلى الأخرى هو مهم جدا. لذلك فهي تتطلّب نوع دقيق من اللّعب برأيي |
| Hayır. Seninki kısa ve kalın, benimki uzun ve ince. | Open Subtitles | لا، خاصتك سمينة و قصيرة لكن خاصتي طويلة و نحيلة |
| İnce tellerden birkaçını kesmeyi deneyeceğim. | Open Subtitles | سوف اقوم بمحاولة قطع بعد من الخيوط النحيلة. |
| Beyaz erkek altı ila on yaşları arasında, ince saçlı. | Open Subtitles | ذكر قوقازي، بين عمر الـ6 إلى الـ10، ذو شعر خفيف. |
| İnce tarafı, geniş tarafından daha kısa olmalı. | Open Subtitles | الجانب النحيل يَجِبُ أَنْ يَكُونُ أقصر مِنْ الجانبِ السمينِ. |
| O, ne uzun ve ince, ne de kısa ve şişmandı. | Open Subtitles | لم يكن بذلك الطويل النحيف ولا بالقصير البدين |