| Onun nesli için yüksek öğrenim ya tamamen ya da neredeyse bedavaydı. Zira bunda kamu yararı olduğu düşünülürmüş. | TED | بالنسبة لجيله، كان التعليم العالي مجانياً أو شبه مجاني، لأنه كان يُنظر إليه كمنفعة عامة. |
| 30 yıl önce, yüksek öğrenim ücretleri makuldü ve ödenebiliyordu. Birikmiş borçlar da mezun olurken ödenebiliyordu. | TED | قبل 30 سنة، كانت رسوم التعليم العالي معقولة، ومنطقية، وأي ديون كنت قد راكمتها، تستطيع أن تسددها بحلول وقت التخرج. |
| yüksek öğrenim aynı zamanda bir statü simgesi gibi pazarlanıyor. | TED | كما يتم تسويق التعليم العالي ككائن وضعي. |
| Sonunda, yüksek öğrenim görmeyi başaranlara da fırsat kapıları açılmayabiliyor. | TED | أخيراً، حتى أولئك القادرون مادياً على الحصول على تعليم عالي فإن أبواب الفرصة قد لا تفتح لهم. |
| Evet, ondan arta kalanlar. Anlaşma partisi... En iyisinde yüksek öğrenim. | Open Subtitles | أجل، ما تبقى منها، حفلة صاخبة، تعليم عالي على أحسن ما يكون |
| Elimde beni yüksek öğrenim yolculuğuna çıkaracak bulmacanın ilk parçasını tutuyorum. | Open Subtitles | أحمل في يدي أول خطوة في الطريق إلى رحلتي في التعليم العالي |
| Bir zamanlar burası saygıdeğer bir yüksek öğrenim kurumuydu. | Open Subtitles | من قبل, كانت الجامعة مكانا موقرا للتعليم العالي |
| yüksek öğrenim kurumları, öğretmenler ile öğretmenler öğrenciler ile öğrenciler ve daimi favorim öğrenciler ile öğretmenler için her zaman bir yuva olmuştur. | Open Subtitles | مؤسسات التعليم العالي كانت دوما مرتعا للنشاطات الجنسية معلمون مع معلمات طلاب مع طالبات |
| Geleneksel olarak, yüksek öğrenim yalnızca elit kesime pazarlanan bir üründür. | Open Subtitles | تقليديًا، التعليم العالي هو منتج يتم تسويقه فقط للنخبة |
| Kate gibi öğrenciler öğrenim kredisi almak zorunda çünkü artık birçok Amerikan ailesinin yüksek öğrenim giderlerine gücü yetmiyor. | TED | يجب على الطلاب مثل كايت أن يأخذوا قرضاً لأن تكلفة التعليم العالي أصبحت لا يمكن تحملها لكثير من العائلات الأمريكيه، إن لم يكن أغلبها. |
| Diploma almak için 1,2 trilyon dolar borç bariz bir şekilde gösteriyor ki; yüksek öğrenim, satın alınabilir bir tüketim malı. | TED | دين يعادل 1.2 مليار دولار للحصول على الشهادات يوضح ذلك تماماً أن التعليم العالي أصبح يعدّ منتجاً استهلاكياً يمكنكم شراؤه. |
| İşin içinde bu kadar para varken, yüksek öğrenim "işindeki" bazılarının "müşteri" tavlayıp kandırmaya yönelik reklama girişmesine, | TED | مع كل تلك الأرباح، إذاً هل نحن مندهشون من أن البعض في مجال صناعة التعليم العالي بدأوا ينخرطون في دعاية كاذبة، أو إعلان خادع ... |
| Birleşik Devletler'de yüksek öğrenim gören üniversite mezunlarının sadece yarısından biraz fazlası bu eğitimi gerektiren bir işte çalışıyor. | TED | فقط ما يزيد على النصف من الخريجين مؤخراً في الولايات المتحدة ممن يحصلون على تعليم عالي يعملون في وظائف تتطلب ذلك النوع من التعليم. |
| Sınırlı derecede deneyim, yüksek öğrenim yok. | Open Subtitles | تجربة محدودة, لا تعليم عالي. |
| Ve onlara yüksek öğrenim derecem olduğunu da söyle. | Open Subtitles | وتخبريهم أن معي شهادة في التعليم الجامعي؟ |
| Başka bir yüksek öğrenim tapınağı daha. | Open Subtitles | -معبد آخر للتعليم العالي . |