| Onun masumiyetini mahvetmek için hiçbir şey yapmayacağını biliyorum. | Open Subtitles | وأنا أعلم انك لم تقل له شيء يدمر برائته. |
| Yani masumiyetini ispatlamamızı isteyen adam onu temize çıkaracak tek adamı öldürdü. | Open Subtitles | إذا فالرجل الذي طلب منا إثبات برائته... قتل الرجل الذي يستطيع تبرئته. |
| Hatam, bu mahkeme salonundan bir mübaşir öldürülene dek onun masumiyetini göz önünde bulundurmamaktı. | Open Subtitles | غلطتي كانت عدم التفكير في احتمالية برائته حتى وقعت جريمة حاجب المحكمة |
| masum olduğuna dair delil istiyorsan, tek yapacağın Billy'nin komadan çıktığını söylemek. | Open Subtitles | اذا ردت اثبات برائته كل ما يلزمك ان تقول ان بيلي افاق |
| Neden ona kulübe gelip de masum olduğuna inandırmaya çalışma fırsatı versinler? | Open Subtitles | لماذا يجعلونه يأتي ليلتمس برائته للنادي ؟ |
| Esasen siz, masumluğu kanıtlanana dek Başkan suçludur tutumunu seçmişsiniz. | Open Subtitles | في الأساس امسكت موضع ان الرئيس مذنب حتى تثبت برائته |
| Bu operasyona tek bir şartla izin verdim. Suçlu olduğunu ispatlamanın yanında masumiyeti için de çalışacağız. Anlaşıldı mı? | Open Subtitles | لقد وافقت على هذه العملية بشرط أن نحاول يكل قوة إثبات برائته كما نحاول إثبات التهمة عليه، مفهوم؟ |
| Suçlu birinin masumiyetinin kanıtlandığı gün iddiaların bir bardağı doldurduğu gündür. | Open Subtitles | واليوم الذي يكون فيه شخصُ مذنب حتى تثبت برائته هو اليوم الذي تحمل الحجة به كميّة كبيرة من الماء. |
| Ne kendisine ne de diğerlerine karşı bir tehlikesi var aksine, masumiyetini kanıtlamaya çalışıyor o yüzden kaçma tehlikesi yok. | Open Subtitles | إنه ليس خطر على نفسه او على اى احد محبط ليثبت برائته فى المحكمه وليس لديه أى نيه للسفر |
| Fakat hakkında yanlış hüküm verilmişse umarım masumiyetini kanıtlayıp topluma geri dönebilir. | Open Subtitles | .عليهِ أن يُثبت برائته .وأيضًا أتمنى أن يعود إلى المُجتمع بسرعة |
| masumiyetini geri kazanmak için Leningrad'a geri dönmek zorunda kaldı. | Open Subtitles | لقد عاد الى ليننجراد ليستعيد برائته |
| - Ve Corvis hala masumiyetini koruyor mu? | Open Subtitles | وكورفس مازال مصراً على برائته. |
| Zigfield hâlâ boğazlama mevzusundaki masumiyetini koruyor. | Open Subtitles | زيغفيلد) مُصمم على برائته فيما يخص الخنق) |
| Fakat masum olmasına rağmen tutuklanmıştı. | Open Subtitles | ولكنّ تمّ القبض عليه على الرغم من برائته |
| Ve Bay Vasile'yi bulmanıza yardımcı olmak ve onun masum olduğunu kanıtlamak için. | Open Subtitles | و للمساعده فى العثور على السيد فازيل و اثبات برائته |
| Bilgiyi bilgisayara girdi konteyneri bulup, masum olduğunu kanıtlamamızı sağladı böylelikle diğer konteynerler kolayca geçebildi. | Open Subtitles | لقد قام بزرع المعلومات في حاسبتهُ تركنا نعثر على تلك الشاحنة وقام باثبات برائته لكي يتمكن من تهريب الحاويات الاخرى |
| Bilgiyi bilgisayara girdi konteyneri bulup, masum olduğunu kanitlamamizi sağladi böylelikle diğer konteynerler kolayca geçebildi. | Open Subtitles | قام بزرع المعلومات في كمبيوتره وتركنا نعثر على تلك الحاوية وجعلنا نثبت برائته لكي تتمكن الحاويات الباقية من الولوج |
| masum olduğunu kanıtlamak için bir yılımı delil toplamakla geçirdim. | Open Subtitles | بسبب خلل في الضوء الخلفي! لقد أمضيت السنة الماضية وأنا أجمع ما يكفي من الأدلة لأبرهن على برائته. |
| masum olduğu konusunda çok inandırıcıydı. | Open Subtitles | لقد كان مقتنعاً تماماً بشأن برائته |
| O yüzden, suçluluğu ya da masumluğu artık kafamı kurcalamıyor. | Open Subtitles | بالتالي لم أعد أهتم لمسألة ذنبه أو برائته |
| masumiyeti kanıtlamak istiyorsa, harika. Umarım kanıtlar. | Open Subtitles | ويريد أن يثبت برائته لا مشكلة بهذا أتمنى أنّ يفعل |
| Sanırım bu masumiyetinin psikolojik bir kanıtı. | Open Subtitles | واعتبر هذا دليل نفسي على برائته |
| Hampton, akşamki olayları hatırlamamakla suçsuzluğunu koruyor. | Open Subtitles | "هامبتون) يزعم عدم تذكّره أحداث) ذلك المساء ويصرّ على برائته" |