| "İçeri gel, Joey. Burası 30 yaş üstü kadınlarla dolu." | Open Subtitles | تعال هنا جوى يوجد لك مكان ملئ بنساء عمرهم 30 |
| Tamam, şimdi, şu bobinin üzerinde cıva ile dolu küçük bir tüp var. | Open Subtitles | حسنا, وألان فوق قلب المنظم يوجد أنبوب ملئ بالزئبق يفترض أن يشغل المنظم |
| Şimdi kendinizi uyanmaya hazır, ...enerji ve özgüven dolu hissediyorsunuz. | Open Subtitles | انت تشعر بنفسك تستيقظ الأن ملئ بالطاقة و الثقة بالنفس |
| Bu demek oluyor ki dün gece bir bar dolusu şüpheli varmış. | Open Subtitles | الذي يعني أن هناك بار ملئ بالمشتبه بهمِ هنا في الليلة الماضية |
| Bu şeyi doldurmak için yardım etmek mi istiyorsun? | Open Subtitles | انت تريد مساعدتنا في ملئ هذا الشئ اذا اركب الماكينة |
| Bütün kat, en üstteki 50 katı tümüyle yıkacak kadar patlayıcıyla dolu. | Open Subtitles | هذا الدور بأكمله ملئ بكمية كبيرة من المتفجرات كافية لتحطيم 50 طابق |
| Dünya zararsız dünyevilikle dolu ve insanlar sade ve aptal. | Open Subtitles | العالم ملئ بمن لا قيمة لهم والناس يتعاملون بسطحية وأغبياء |
| Bir kere onu buz dolu küvetin içinde deli gömleğinden kurtulmaya çalışırken bulmuştum. | Open Subtitles | لقد وجدته من قبل فى حوض استحمام ملئ بالثلج وهو يحاول فك قيود |
| Azteklerin festivaller ve seremonilerle dolu detaylı bir takvimi var. | Open Subtitles | الأزتك لديهم تقويم مفصل ملئ بالعديد من المهرجانات و المناسبات |
| Buraya istedikleri her zaman gelebileceklerini bilen, barışçıl, şefkatli, sevgi dolu güzel insanların olduğu bir dünya. | TED | وأنا تصورت عالم ملئ بإناس جميلين ومسالمين وعطوفين يعرفون أنهم يمكنهم الوصول إلى هذا المكان في أي وقت. |
| Aslında doğal hayat hiperbolik mucizelerle dolu. | TED | لقد وضح أن عالم الطبيعة ملئ بعجائب الهندسة الزائدية. |
| Şeker ile tıkabasa dolu bir şeyi nasıl olur da 'az yağlı' diye etiketleyebilirsiniz? | TED | كيف يمكنك القول أن شئ ما منخفض الدهون بينما هو ملئ بالكثير من السكر؟ |
| Her şey mutlulukla dolu. Erken bir sabahı hissetmek istiyorum. | Open Subtitles | كل شئ ملئ بالحياة وبالسعادة اريد شعورا بالصباح الباكر |
| Okyanus onlarla dolu. Milyonlarca balık! - Niye onları yakalamıyoruz ki? | Open Subtitles | لكن المحيط ملئ بهم ملايين السمك تسبح حول. |
| Bİlinçaltım, bütün dünyayı kaplayacak kadar çok insan yüzüyle dolu. | Open Subtitles | عقلي الباطن ملئ بوجوه يمكن أن تُغطي الأرض |
| Bunu söylemek için psikoloğa ihtiyacınız yok, bir ağız dolusu yağlı, çıtır çıtır, tuzlu, lezzetli abur cubur yerseniz odanın öte tarafında ne olduğunun aldığınız tadın üzerinde bir gıdım etkisi bile olmaz. | TED | حسناً، أنظروا، لا تحتاجون لعالم نفسي ليخبركم أنه حينما تتحصلون على فم ملئ بوجبة خفيفة مالحة، دهنية، متموجة و لذيذة، ما يوجد في ناصية الغرفة لا يصنع أي فرق حول تجربتك لتذوق الطعام. |
| Evi çocuklarla doldurmak istiyordu. | Open Subtitles | أرادَ ملئ البيتَ بالأطفالِ لكن اعطني بطانية |
| Askeri tarih, küçük kuvvetlerin büyük güçleri yendiği hikâyelerle doludur. | Open Subtitles | التاريخ العسكرى ملئ بقصص عن قوات صغيرة تهزم قوات كبيرة. |
| Ben olsam kıçına bakardım ama o kadar pislik dolusun ki orada ona yer olduğunu sanmıyorum. | Open Subtitles | لَكنَّك لذا ملئ بالتغوّطِ أنا لا أعتقد هناك سَيَكُونُ أيّ غرفة لها فوق هناك. |
| Ruslar muhtemelen öncesinde Magazin'e ya da şeker fabrikasına uğramış olacaklar ki hepsinin eli şeker ve çikolata doluydu. | Open Subtitles | ويبدو أن الروس كانوا قبل المعركة فى مخزن للطعام أو فى مصنع للحلويات لأن ملابسهم كانت ملئ بالحلويات والشوكولاته |
| Ayrıca, piyasa sizin Kalaşnikoflarınızla kaynıyor. | Open Subtitles | نحن لسنا شعب غنى بجانب ان السوق ملئ بالفعل بالكلاشينكوف خاصتك |
| Karanlık bir sokakta bir sürü adamı tek başına halledebilirsin sanırım. | Open Subtitles | يبدو أنّه يمكنك أن تهتم بنفسك في ممر مظلم ملئ بالرجال |
| Merak ediyorum. Acaba bunu kusabilirmiyim Çünkü zehir doluyum. | Open Subtitles | أتسأل عما إذا تقيأت هكذا و أخرجك لأنك ملئ بالسموم |
| Araziyi doldurdu ve kuşlara yer kalmadı. | Open Subtitles | لقد ملئ الاراضي بالمياه وهدم أعشاش الطيور |
| Dan hep pis bir herifti ama şimdi ağzına kadar pislik doldu. | Open Subtitles | و الآن فإنه ملئ بالقذارة أكثر من المعتاد |
| Ve bizim adamımızı bulduklarında vücudundaki yara kurt doluymuş. | Open Subtitles | .و اسمعهذا. عندماوجدواهذاالرجل, تجويف معدته كان ملئ باليرقات |
| Yeteri kadar zaman ve uyarım verilince boşlukları kendi dolduruyor. | Open Subtitles | منحه فقط بعض الوقت كافٍ للتحفيز و ملئ الثغرات من تِلقاء نفسه |
| Karmaşıklıkla boşluğu doldurmaya alışkın olmak yerine, içindeki figürü ortaya çıkarmak için bir çekiç ve keski alıp bir parça mermeri yontup biçmişti. | TED | بدلا من ملئ الفراغ برسومات أخذ مطرقة و منقاشا و نحت في قطعة من الرخام لكي يظهر الشكل المخفي داخلها. |
| Çocuk yaşta ölmüş biri tarafından doldurulmuş bir başvuru formu varsa... o kişi aradığımız adam olabilir. | Open Subtitles | لو وجدت اوراق من قبل شخص ما مات منذ كان طفل الشخص الذي ملئ الاستمارة قد يكون رجلنا. |