| Sürekli öne doğru eğiliyor, omuzları çıkık, gözleri kısık, Yahudi tipli. | Open Subtitles | يميل للأمام دائماً , يرفع أكتافه يعصر عينيه , يهودي جداً |
| Evet, geniş omuzları ve güçlü alt çene hattı var. | Open Subtitles | أنا بالفعل متأثرة بعرض أكتافه وخط فكه القوي |
| Ben Omuzlarını bu tarafa çevireceğim; sen de kafasını diğer tarafa çevir. | Open Subtitles | سأحُرّك أكتافه لهذه الجهة وأنت حرّك رأسه إلى الجهة الأخرى |
| Onun gibi bir gencin omuzlarına yüklenen büyük bir sorumluluk. | Open Subtitles | إنَّها مسؤولية كبيرة على أكتافه اليافعة. |
| Don Draper'ı omuzlarında taşımayacak tek bir kişi bile yok. | Open Subtitles | إلا ويريد حمل دون درايبر على أكتافه ليستطيع الوصول إلى منصب الشراكة |
| Oğlun omuzlarının üzerinde çok bilge bir baş taşıyor. | Open Subtitles | فتاك، لديه رأس حكيم جداً على أكتافه |
| Sorumluluk onun omuzlarındadır... sadece onun. | Open Subtitles | مسئوليّة القيادة هى على أكتافه ... و ملكه وحيدًا |
| Yaşlı olmalarına rağmen omuzları hâlâ çok güçlüydü. | Open Subtitles | أكتافه كانت لا زالت قوية " " رغم تقدمه في السن |
| Öyle ağlardı ki, omuzları titrerdi. | Open Subtitles | حتى أن أكتافه تهتز من شدة البكاء |
| "omuzları." | Open Subtitles | "أكتافه." |
| - Çok gerginsin. - Omuzlarını ovayım. | Open Subtitles | أنت متوتر - أن أريد أن أدلك أكتافه - |
| Sebastian ise sadece Omuzlarını silkeliyor ve sizce bu "Görünüşe göre hiçbir şey bilmiyor. " mu demek oluyor? | Open Subtitles | و (سيباستيان) يهز أكتافه و هذا "على ما يبدو لا"؟ |
| Omuzlarını biraz gevşetmesi lazım. | Open Subtitles | يحتاج أن يسترخي أكتافه. |
| Belki neşeyle beni omuzlarına koyardı ya da iki ayağımla birden bir ayağının üzerine çıkardım. | Open Subtitles | ربما سيكون مرحاً بأن يضعني على أكتافه أو يجعلني أضع كلتا قدمي في حذاءه |
| Bu sorumluluğu onun omuzlarına yükleyen, senin baban. | Open Subtitles | أبوك الذي وضع تلك المسؤولية على أكتافه |
| Takımının geniş omuzlarında nasıl durduğu yani. | Open Subtitles | اتعلم ما اعنيه؟ الطريقة التي تتدلى بها سترته من أكتافه العريضه |
| O, göklerin ve dünyanın sorumluluğunu omuzlarında taşıyordu, | Open Subtitles | لقد كان يضع السماوات و الأرض على أكتافه |
| Ben onu bıraktığımda hala omuzlarının üzerinde duruyordu. | Open Subtitles | على أكتافه عندما تركته |
| Ve komuta sadece onun omuzlarındadır. | Open Subtitles | مسئوليّة القيادة هى على أكتافه ... و ملكه وحيدًا |