| Dışarıya açılmalısın, seyahat etmelisin. | Open Subtitles | يجب أن تطلعي على العالم الخارجي يجب أن تسافري |
| Tanıştığımızda, "Uzayda benimle seyahat et" dediğimde, "Hayır" demiştin. | Open Subtitles | عندما تقابلنا وعرضت عليكِ أن تسافري معيللفضاء،رفضتي. |
| Yanında biri olsa nasıl olur. Kendi başına seyahat etmek tehlikelidir. | Open Subtitles | لماذا لا تأخذين احدا معك من الخطر ان تسافري وحدك |
| Telefon görüşmeleri bile yapıp dilediğin gibi seyahate çıkabileceksin! | Open Subtitles | يمكنكِ حتى أن تجري المكالمات الهاتفية وأن تسافري كما تشائين |
| Keşke yılın bu zamanında böyle bir seyahate çıkmamaya ikna edebilseydim seni. | Open Subtitles | نعم بالفعل كما أَتمنّى بأن لا تسافري |
| Diğer kültürleri öğrenmek için seyahat etmene gerek yok. | Open Subtitles | ليس من الضروري أن تسافري كي تتعرفي على الثقافات الأجنبية |
| Super Mac'te bilgisayar uzmanısın. Çok seyahat ediyorsun. | Open Subtitles | أنتي خبيرة حاسوب للماك تسافري كثيرا |
| Önce kuzeye seyahat etmelisin, ya da etmezsin. | Open Subtitles | أولاً، يجب أن تسافري إلى الشمال أم لا |
| Bu saatte seyahat etmeni istemiyorum. | Open Subtitles | لا أحب ان تسافري في هذا الوقت المتأخر |
| Onunla seyahat ederken rahat olmadığını söyledin sanıyordum. | Open Subtitles | حسنًا،لقد اعتقدت أنكِ لست مرتاحة أن تسافري به- حسنًا،لم أكن في البداية |
| seyahat etmeyeli uzun zaman mı oldu? | Open Subtitles | ألم تسافري مؤخراً؟ |
| Ama seyahat etmek her zaman güzeldir. | Open Subtitles | ولكن من الجميل دائماً أنْ تسافري... |
| - Ama ben ciddi... - Tamam. seyahat falan yok. | Open Subtitles | حسناً لن تسافري |
| Neden Motorsiklerle seyahat ediyorsunuz? | Open Subtitles | لماذ تسافري بدراجة؟ |
| - seyahat etmelisin, Fran. | Open Subtitles | -يجب أن تسافري يا (فران) |
| Şu halinle seyahate çıkmak akıllıca bir hareket mi sence? | Open Subtitles | -أتعتقدين أنّه من الحكمة أن تسافري في حالتكِ هذه؟ |
| Bak Courtney, bunlara ihtiyacın yok, çünkü seyahate falan çıkmıyorsun. | Open Subtitles | أنصتي، (كورتني)، سوف لن تحتاجي إلى... -كل هذه، لأنكِ لن تسافري. |