| Işık hızından daha yavaş giden her şeyin girişini engelliyor. | Open Subtitles | تعيق دخول أي شيء يسير بسرعة اقل من سرعة الضوء |
| Ve sanada çok nazikçe gitmen söylendi Mahkemenin girişini engelliyor | Open Subtitles | المطلوب منكِ أن تحركيها إنها تعيق مدخل المحكمة |
| Hayatın son döneminde, yaşam gayesi edinmenin önündeki en büyük engel ne? | TED | وما هي أكبر عقبة تعيق الإحساس بالهدف في وقت متأخر من الحياة؟ |
| Ve eğer araştırmama engel olursan, onun içinde biraz zaman geçirmen gerekecek. | Open Subtitles | واذا انت تعيق التحقيق ياسيد لحظة اخرى ستصرف بعض الوقت فيه |
| Mükemmel planlarımı engelliyorsun ama bu işten güzellikle kurtulamayacaksın. | Open Subtitles | أنت تعيق خططي المقدسة . لكنك لن تنجين بذلك يا جميلتي . |
| Bir müşteriyi ortada bırakmanın profesyonelce olmadığını biliyorum ve kişisel heveslerinizin işinizin önüne geçmesine izin vermemelisiniz, ama... | Open Subtitles | لاحظت الآن أنه من اللامهني أن أترك عميلاً وأنه يجب ألا أترك الرغبات الشخصية تعيق عملي |
| Biliyorum. Orada dikilerek yolu kapatıyorsun. | Open Subtitles | اعرف، أنت تعيق الطريق بوقوفك هنا |
| Bu, silahı doldururken içine hava girmesi halinde ortaya çıkabilecek bir felaketi engeller. | Open Subtitles | كي تعيق خروج الهواء عند تحميل القذيفة والذي من الممكن أن يحدث كارثة |
| Salak monitörlerinden biri paneli kapatıyor. | Open Subtitles | واحده من شاشات الكمبيوتر تعيق لوحه التحكم |
| Onu engelleyen gezegenlerin çokluğu parlaklığına gölge düşürüyor. | Open Subtitles | ذكائة محيّر بالحالة المزدحمة التي تعيق الكواكب |
| Şu andan tüpün içinde bir kıvrım var ve nefes almasını engelliyor. | Open Subtitles | والآنفي الانبوبةعائق, و التي تعيق التنفس |
| "Bu yüzden bu kurum, tüm çabalarımızı engelliyor." | Open Subtitles | وهي نتيجة لذلك وكالة تعيق مجهوداتنا |
| İletişimimizi engelliyor, bir sinyal gönderiyorlar. | Open Subtitles | إنها تعيق إتصالاتنا و هي تبث إشاره |
| Aynasından sarkan CD görüşünü engelliyor. Yapalım şu işi. | Open Subtitles | الإسطوانه المعلقه بمرآته تعيق رؤيته |
| - Tanrı aşkına birkaç bürokratın uçağı yapmamıza engel olmasına izin veremeyiz. | Open Subtitles | أتوسل اليك، جاك أنك لا تريد مجموعة موزّعي المخدرات تعيق طريق صنع طائرتنا أليس كذلك؟ |
| Ama bu madendeki çalışmalara engel olmaması kaydıyla gerçekleşecek tabi ki. | Open Subtitles | ولنقل مؤنك الغير مؤهلة بأي شكل عدى التي لا تعيق عملي في التنجيم |
| Pissin, tarzıma engel oluyorsun ve fransız kızartma yağı gibi kokuyorsun. | Open Subtitles | لأنك تبدو كهذه المدرسة فحسب أنت بغيض و تعيق طريقي |
| Hadi! Kaldır kıçını! Trafiği engelliyorsun. | Open Subtitles | هيّا ، تحرك من مكانك إنك تعيق المرور |
| Uçuş hazırlıklarımı engelliyorsun. | Open Subtitles | أنت تعيق الإقلاع بالرحلة |
| Onu öldürmemeliydin. Neyi yapmamış olmam gerektiğini söyleme bana. Duygularının görevinin önüne geçmesine izin veriyorsun. | Open Subtitles | لا تخبرني بما لا أستطيع فعله، جعلتَ مشاعرك تعيق المهمّة |
| Gördüğün rüyalar işinin ve bizim uykumuzun önüne geçiyor | Open Subtitles | هذه الأحلام التى تحظى بها تعيق عملك و نومنا |
| Jim, Ruby'nin kamerasını kapatıyorsun. | Open Subtitles | جيم انت تعيق رؤية روبي انها تعمل |
| Görüş alanımı kapatıyorsun | Open Subtitles | أنك تعيق مجال رؤيتي |
| Her ne kadar bu paralar iyi şeylere sebep oluyorsa da, bu 400 milyar dolarlık işçi dövizi akışının önünde engeller var. | TED | معظم هذه الحوالات تسير بشكل جيد لكن ثمة صعوبات تعيق تدفق الحوالات النقدية التي تعادل 400 مليار دولار |
| Dikişler yolu kapatıyor. İğneyi tutamıyorum. | Open Subtitles | الغرزات تعيق عملي لا استطيع إدخال الابرة |
| Beni Kentucky'ye bağlayan, Florida'ya taşınmamı engelleyen şeyler hakkındaki hikâyeyi sürdürdüm. | Open Subtitles | ادعيت بأنّ هنالك بعض الأمور تمنعني من مغادرة كينتاكي أمورٌ تعيق انتقالي إلى فلوريدا |