| Bil diye söylüyorum, kolyem saf gümüştür ve yanıma sarımsak tozu da aldım. | Open Subtitles | لكن ليكن في علمك، هذه القلادة من الفضة الخالصة، وألحقت بها ثوم كذلك |
| Jambonlu iyi kızarmış yumurta, sarısı olmayacak artı sarımsak ve peynir tek tarafı kızarmış tost; küçük süt, kahve için çok şekerli; | Open Subtitles | البيض المُقَلَّى بلحمِ الخنزير، لا مُحَّ زائداً ثوم وجبن الخَبزَ لتربيزة 1؛ الحليب الصَغير حلوى أكثر للقهوةِ؛ |
| Üzerinde sarımsak olma ihtimali yok, değil mi? | Open Subtitles | أنت لا تَحْدثَ أَنْ يَكُونَ عِنْدَكَ أيّ ثوم عليك، أليس كذلك؟ |
| Tamam, hiç Sarmısak, makarna, donmuş bezelye ve tavuk suyun var mı? | Open Subtitles | هل لديكِ ثوم و باستا و بازلاء مجمدة و حساء دجاج؟ |
| Sarımsaklı tavuk kokan ağzıyla onu öpmeyecek-- | Open Subtitles | لن يود تقبيلها أبداً مع وجود رائحة ثوم الدجاج بنفسها |
| Kafadan tırlatmış şerefsizin teki beni kaçırdı. sarımsak kokan bir yere götürdü. | Open Subtitles | هذا المجنون اللعين إختطفني فى مكان رائحته ثوم كريه الرائحه |
| Kafayı tırlatmış şerefsizin teki beni kaçırdı. sarımsak kokan bir yere götürdü. | Open Subtitles | هذا المجنون اللعين إختطفني فى مكان رائحته ثوم كريه الرائحه |
| sarımsak, galeta unu jambon ona ayrı bir tat katar. | Open Subtitles | اذا عقدة ثوم ، فتافيت خبز لحم مقدد ، سأصنع حشوة رائعة |
| Belki de sarımsak mangoyu bıraksan iyi olur, tatlım. | Open Subtitles | حسنا، من الأفضل ان تستغني عن ثوم المانجو على اي حال، عزيزي. |
| Sadece doğal böcek öldürücüler... soğan, sarımsak, karanfil. | Open Subtitles | انهم يستخدمون مبيدات طبيعية بصل ، ثوم ، قرنفل |
| Ekstra sarımsak, soğan, mantar... - ...yarısı tamamen sucuk. | Open Subtitles | ثوم إضافي، بصل، فطر، الببروني على النصف. |
| Bu arada etrafta tek bir diş sarımsak ya da acı biber görünmüyor! | Open Subtitles | بالمناسبة، لا توجد بصلة ثوم واحدة أو فلفل حار |
| sarımsak, dünyadaki en sevdiğim şeydir. | Open Subtitles | لقد أكلت ثوم ستلاحظين الرائحة |
| "Dungeness Krep" tereyağı ve sarımsak soslu. | Open Subtitles | انه سرطان بحر بزبد خفيف وصلصة ثوم |
| Bir yağ fırçası, bir kase, bir diş sarımsak ve... | Open Subtitles | سأحتاجإلىفرشاةللدهن، و وعاء و فص ثوم |
| İyi ki bugün sarımsak yememişsin. | Open Subtitles | من الجيد أنك لم تأكل ثوم اليوم |
| İçlerinde sarımsak ve nane var. Beluga havyarı gibi. | Open Subtitles | بها ثوم وورق نعناع أعني ، مثل الكافيار |
| sarımsak kokan bir yere götürdü be. Ortalıkta yoktum. | Open Subtitles | لقد كنت في مكان رائحته ثوم كريه الرائحه |
| Maymun işi. Onları sarımsakla besliyor. | Open Subtitles | رائحة القرد يأكل ثوم |
| Bu menüde sarmısaklı bir tek şey var mı? | Open Subtitles | هل هناك طبق شيء واحد في القائمه يحتوي على ثوم ؟ |
| - Sarımsaksız bir şey var mı? | Open Subtitles | أجلبي اي شئ دون ثوم ؟ |
| Yani Frenk soğanı yok. | Open Subtitles | إذن لا ثوم. |