| O birinci elden, ülkesine yüklenen sefalet, korku ve başarısızlığı deneyimliyor. | TED | إنه يعاني مباشرةً من البؤس و الخوف و الفشل المفروض على دولته. |
| Burada söylediğim hiçbir şeyin de her bir liderin kendi ülkesine karşı sorumluluğunun önemini küçümsüyormuşum gibi | TED | و لا أحبذ شيئا مما قيل اليوم ليوحي بأنني أقلل من قدر مسئولية كل قائد بذاته تجاه دولته. |
| - Lee bir şirket için casusluk yapmıyordu ülkesi için casusluk yapıyordu. | Open Subtitles | لم يكُن لي يتجسّس من أجل شركة. لقد كان يتجسّس من أجل دولته. |
| ülkesini korumak yerine onu satmaya çalışan bir teknoloji geliştirmek. | Open Subtitles | رجل كرّس حياته ليطور عدة تقنيات ليحافظ على آمن دولته ، ليبيعها فحسب |
| Eğer küresel ısınmayı kontrol altında tutamazsak ülkesinin su altında kalacağına dair dünyayı uyarmak için bakanlarına gerçekten de tüplü dalış yaptırdı. | TED | ذهب مع وزرائه في جولة غطس تحت الماء هناك حرفيًا. ليحذر العالم من خطر غرق دولته إلا إن سيطرنا على ظاهرة الاحتباس الحراري. |
| Ve yeni ülkesinde uyuz bir misafir olmamaya çalışarak geçirdiği bir senenin sonunda hayatının alt üst olmasıyla sonuçlanabilecek bir yaza hazırdı. | Open Subtitles | لأنّه بعد سنة من محاولة عدم فرض ضيافته في دولته الجديدة فقد كان مستعداً للصيف الذي سيقوم بتغير حياته كلياً |
| O diske kim sahip olursa resmen dünyadaki en güçlü ülke olacaktır. | Open Subtitles | ومن يستطيع الحصول على ذلك القرص ستصبح دولته أقوى دولة بالعالم. |
| Meksika Başkanı Maya Kıyametinin ülkesine 52 milyon turist çekeceğine inanıyor. | Open Subtitles | أي رئيس يتوقع نهاية عالم مايا ليجذب 52 مليوم من سكان دولته. إنه كله هناك. |
| ülkesine karşı komplo kuran bir vatan haini olma ihtimalin de cabası. | Open Subtitles | زد أنه محتمل أن تكون خائنا والذي يتآمر ضد دولته |
| ülkesine hizmet eden bir askerin yapabileceğinden çok daha fazlasını yaptın. | Open Subtitles | فعلت أكثر مما يمكن لأيّ شخص أن يفعله ليخدم دولته. |
| Kendi ülkesi bile bulamazken sen nasıl buldun? | Open Subtitles | و دولته لم تستطع العثور عليه، كيف لك أن.. |
| ülkesi Sovyet işçilerinin emekleriyle kazançlar sağladı. | Open Subtitles | استفادة دولته من جهود عمال السوفييت |
| Benim de ilk aşkı ülkesi olan bir babam var. | Open Subtitles | أنا لدي أيضا... والد حبه وإهتمامه الأول هو دولته. |
| Benim tanıdığım adam ülkesini her şeyin önüne koyardı her şeyim. | Open Subtitles | الرجل الذي أعرفه يضع دولته.. فوق جميع الأمور |
| Herkesin borcu vardır, ...ve Westie onları ülkesini satarak ödemek istemezdi. | Open Subtitles | الجميع لديه ديون و (ويستي) لم يكن ليتخلص منها بخيانة دولته |
| O yüzden mi kendi ülkesini kurmaya çalışıyor? | Open Subtitles | ألهذا يحاول تأسيس دولته الخاصّة؟ |
| Bir Alman subay, Avusturya-Macaristan'ı kastederek, ülkesinin artık "bir cesede kelepçelendiğini" söyledi. | Open Subtitles | قال أحد الموظفين الألمان مشيراً لوضع النمسا-المجر ، أن دولته الآن.. "مربوطة بجثه". |
| Cervantes'in ülkesinin başkanını öldürmesini kanıtlamak için bir hikâyenin peşindeydim. | Open Subtitles | أتيت هنا للتحقيق بقصة، محاولة ربط (سيرفانتس) بمقتل رئيس دولته |
| Çünkü... bence ülkesinin geri kalanının sahip olmadığı bir şeye sahipti. | Open Subtitles | لأنه كان يملك أمر افتقدته باقي دولته |
| Bu kendi ülkesinde sıklıkla başı belaya giren bir sanatçı tarafından yapıldı. | Open Subtitles | هذا مصنوع بواسطة فنان كان في مشكلة في دولته |
| Fakat hepsi biliyor mu ki Güney Afrika'da neler yaşandığını, ülkesinde virüsün en fazla yayılma vakalarının yaşandığı ülkesinde? | TED | ولكن هل كان الجميع يعلم مالذي يحدث في دولته في جنوب أفريقيا الدولة التي تملك النسبة الاكبر .. والاصابات الاكثر في العالم في نقل فيروس نقص المناعة المكتسبة |
| Kendi ülkesi var. - Öylesine bir ülke değil koca oğlan! | Open Subtitles | لديه دولته الخاصة - ليست مجرد دولة يا فتى - |
| Müzakeredeki ticaret anlaşması ülkesindeki eski kafa birilerini kızdırmış. | Open Subtitles | الاتفاق التجاري يتفاوض متخلصاً من الحارس القديم في دولته |