| Bak, ben senden bir ilişki talep etmiyorum sadece hep seninle olmak istiyorum. | Open Subtitles | لا أريد الإلتزام بعلاقة معك أنا فقط أريد أن أكون معك كل الوقت |
| PowerPoint'i çok daha zorlayıcı buldum ama şimdi hep PowerPoint'i kullanıyorum. | TED | وجدت الباوربوينت أكثر تحدياَ. لكني استعمل الآن بوربوينت كل الوقت. |
| her zaman belirsizlikler karşısında kararlar alıyoruz. Kelimenin tam anlamıyla her zaman. | TED | نحن نتخذ القرارات في مواجهة الشك طوال الوقت، حرفياً في كل الوقت. |
| Şaka yapıyor olmalısın. Yapma, bu kadar zaman takıldıktan sonra. | Open Subtitles | لابدّ وأنّك تمازحينني بربّك بعد كل الوقت الذي قضيته معك؟ |
| Yani bunca zamandır, yasa dışı olarak kullanıyordun. | Open Subtitles | ,إذا كل الوقت الذي تقود فيه هو غير قانوني؟ |
| O yüzden sana ihtiyacın olan tüm zamanı vereceğim. | Open Subtitles | ولهذا سأعطيك كل الوقت الذي تحتاجه كل الوقت في العالم |
| Ve diyelim ki bu, her seferinde iki kişiyi daha etkiliyor. | Open Subtitles | ودعونا نقول ان التأثيرات 2 عدد أكبر من الناس كل الوقت |
| hep onunla konuşuyor. Onunla ben de konuştum. | Open Subtitles | يتكلم معه كل الوقت و أنا تحدثت معه أيضاً |
| Küçük vuruşlar yapıyordu hep havada duracakmış gibiydi. | Open Subtitles | لذا فقد غطيت مؤخرتي ببعض الأقمشةالمغطية بالشمع لذا استطعت الصمود كل الوقت |
| hep onu düşündüm, her kahrolası dakika, her kahrolası saat, yedi kahrolası yıl! | Open Subtitles | لقد كنت أفكر فيها كل الوقت طوال سبع سنوات |
| Bu hep karşımıza çıkar. Kaliteye önem verilmez. | Open Subtitles | نحن نرى هذا فى كل الوقت لا ملاحظات على الجودة |
| Çünkü seninle özgür olmayı tattım mı bir daha hep seninle özgür olmak isteyeceğim. | Open Subtitles | لأنه من الصعب الشعور بالحرية معك وبعدها .. لا أريد الشعور بذلك كل الوقت |
| Bu hayatımızın her alanında, hepimizin başına her zaman gelir. | TED | ان يحدث لنا في كل جوانب حياتنا، كل الوقت. |
| Bak evlat bana kalsa, istediğiniz kadar zaman veririm. | Open Subtitles | انظر، يافتي، إذا كان الأمر متروك لي، لتركتك تحصل علي كل الوقت الذي تريده، ولكنك تعرف، |
| En güzel tarafı bunca zamandır yanında olmanız. | Open Subtitles | وأفضل جزء هنا انكم كنتم تصحبونه كل الوقت معكم |
| Sanırım bana ayrılan tüm zamanı kendime bir mesaj kaydetmek için kullanacağım. | Open Subtitles | ربما مع كل الوقت المتاح لدى يمكننى تسجيل رسالة بنفسى |
| her seferinde seks yapmakla sonuçlanacaksa benim için sorun olmazdı. | Open Subtitles | كما لو أنها تمارس الحب l كل الوقت لن أمانع |
| -Çok garip yani Onca zaman buraya geri dönmek için uğraştığını düşününce diyorum. | Open Subtitles | انه أمر مستغرب بعد كل الوقت الذي بذلتيه وأنتِ تحاولين العودة هنا |
| Ambrosia ile, dünyadaki bütün zamana sahipsiniz. | Open Subtitles | طعام الآلهة يجعلك تملك كل الوقت في العالم |
| Eğer Doktor'un yaşayacak bir gecesi kaldıysa eğer hayatının sonuyla karşı karşıya olduğundan eminse Bütün zaman ve uzayda nereye giderdi? | Open Subtitles | اذا كان لدي الدكتور ليلة واحدة ليعيشها -لو كان متأكد انه يواجه نهاية حياته اين سيذهب في كل الوقت والفضاء ؟ |
| Bunca zaman onunlaydım ve kuralları değiştirdi. | Open Subtitles | أقضي كل الوقت معها وهي قادرة على تغيير سير الأحداث |
| Şefle konuştum. İstediğin kadar vaktin var. | Open Subtitles | لقد حصلت علي اذن الكابتن خذ كل الوقت الذي تحتاج اليه |
| Dünya kadar zamanım var. Benim var, ama senin yok. | Open Subtitles | لديّ كل الوقت في الدنيا لا تملكه أنت، ولكن أنا أفعل |
| İstediğin kadar zamanın var. Seni uzun zamandır bekliyorum. | Open Subtitles | سيكون لديك كل الوقت لهذا لقد انتظرتك طويلا |
| Yani teknik olarak, her zamankinden daha fazla ömrümün sonundayım, dünyanın tüm zamanını her zamankinden daha fazla hissetiyorum. | Open Subtitles | أقرب لنهاية حياتي من أي وقت مضى أنا بالواقع أشعر أكثر من أي وقت مضى بأنني أملك كل الوقت في العالم |
| Normalde dostlarımızla geçireceğimiz bütün zamanı onlar alıyor. | Open Subtitles | نعم، أبويك يأخذون كل الوقت الذي سنقضيه عادة مع الأصدقاء |