| Çoğu neoklasik, ağır ve donuk, taş veya betondan yapılmış. | TED | معظمها نيوكلاسيكية وثقيلة وغير شفافة، مصنوعة من الحجر أو الخرسانة. |
| Yani... amerikan diş budağından yapılmış bir sopa mı arıyoruz? | Open Subtitles | إذاً ربما نبحث عن هراوة مصنوعة من الرماد الأبيض ؟ |
| Bunu içeceğime, Denizler Âlemi'ndeki Balina havuzu suyundan yapılmış birayı içerim. | Open Subtitles | أفضـِّـل شرب جعــة مصنوعة من مـــاء حوض في متنزهات عالم البحار |
| Genellikle ufak kasaları açarım. Çelikten yapılma gerçek bir kasa olduğunu söylemedin. | Open Subtitles | عادة أنا أكسر الصناديق القوية لم تقل إنها خزنة مصنوعة من الحديد |
| Aynen öyle. New York Şehri'nde satılmış olan, sarışın, Japon silikonuyla kaplı bebekler. | Open Subtitles | بالضبط , دمى شقراء الشعر ذات بشرة مصنوعة من السيليكون الياباني تمّ بيعها في مدينة نيويورك |
| Eğer fırtına boktan yapılmış olsaydı kusursuz bir fırtına olurdu. | Open Subtitles | إنّه مثل العاصفة المثالية إذا كانت العاصفة مصنوعة من الغائط |
| Karbin. Bir tür karbin bu. Bu hücre karbinden yapılmış. | Open Subtitles | كارباين، نوع من الكارباين الزنزانة مصنوعة من نوع من الكارباين |
| Söylentiye göre kasa ucuz bir metalden yapılmış ve bükülmeye müsaitti. | Open Subtitles | الشائعة هي أن الخزنة كانت مصنوعة من المعدن الرخيص وقد انحنى |
| Karbin. Bir tür karbin bu. Bu hücre karbinden yapılmış. | Open Subtitles | كارباين، نوع من الكارباين الزنزانة مصنوعة من نوع من الكارباين |
| Bu yuvalar daha önce hiç görmediğim bir maddeden yapılmış. | Open Subtitles | هذه الاعشاش مصنوعة من بعض المواد لم أراها من قبل. |
| Bu fiziksel pkselleri olan, sudan oluşan pikselleri olan ve piksellerin üzerine projeksiyon yapılmış binanın bir görüntüsüdür. | TED | هذه صورة أخرى للبناية ترون فيها البكسلات على طبيعتها ، مصنوعة من الماء ، مع اسقاط الضوء عليها. |
| Washington Anıtı'nın tepesinin aluminyumdan yapılmış olmasının nedeni bu. | TED | وهو سبب كون قمة نصب واشنطن مصنوعة من الالمنيوم. |
| Bir gece yarısı, isyancılar asma dallarından yapılma sarmaşıklarla uçurumdan aşağı indiler ve Glaber'in korumasız karargâhını iki yandan kuşattılar | TED | في جوف الليل، قام المتمردون بالنزول عن المنحدرعلى حبال مصنوعة من الكروم، وأحاطوا معسكر غلابر المتروك دون حراسة. |
| Pamuklu bir erkek gömleği, koyu pembe bir kuşak ve doğal samandan yapılma yazlık bir şapka ile. | Open Subtitles | مع وردة مشتبكة به وقبعة جميلة مصنوعة من القش الطبيعي |
| Cüzdanım kenevirden yapılma. Eğer bunu yakarsak, dumanı o korumaları yumuşatır. | Open Subtitles | حقيبتي مصنوعة من شجرة القنب، فأن نحن أحرقناها فسيخرج الدخان أولئك الحرس |
| Avustralya, Köpek Balığı Koyu'nda olduğu gibi, gezegenin okyanuslar ile kaplı olduğu dönemde, milyarlarca plankton isteletinin yığılması sonucu oluşmuştur. | Open Subtitles | كما في محيط القروش، استراليا أنها مصنوعة من مليارات هياكل العوالق العظمية |
| Merdivenin basamakları, daha küçük dört farklı tür molekülden oluşur. | Open Subtitles | درجات السلم مصنوعة من اربعة أنواع مختلفة من جزيئات اصغر |
| Hala telefon, akü, tabanca ve çinkoyla yapılan daha birçok şeyle.. dolu bir dünyada yaşadığım için şükürler olsun. | Open Subtitles | الحمد لله أني لا أزال أعيش في عالم به هواتف، بطاريات سيارات، مسدسات، وعدة أشياء أخرى، مصنوعة من الزنك. |
| Şeffaf plastikten yapıldı, böylece dünya senin ne kadar normal olduğunu görebilecek. | Open Subtitles | إنه مصنوعة من بلاستيك شفاف لكي يرى العالم كم أنت شخص طبيعي |
| Yeni şehir merkezlerinde filizlenen kuleler, neredeyse daima beton ve çelikten yapılıyor ve camla kaplanıyor. | TED | الأبراج الجديدة في مراكز المدن التي تكون غالبًا مصنوعة من المعدن والخرسانة ومغطاة بالزجاج. |
| Yerçekimi; yerçekimsel alanın çaprazına eşit olarak dağılmış kütlesiz taneciklerden oluşmuştur. | Open Subtitles | الجاذبية مصنوعة من جزيئات معدومة الكتلة موزّعة بالتساوي حول الحقل الجذبي |
| Namlu hafif titanyumdan yapılmıştır. Dürbünü lazerli. | Open Subtitles | الماسورة مصنوعة من التيتانيوم الخفيف والسلاح مزود بمنظار لايزر سويسري |
| Üç kristalden oluşuyor ve haritayı doğru okumak için hepsi gerekiyor. | Open Subtitles | مصنوعة من ثلاثة كريستالات والتي جميعها مطلوبة حتى يمكنك قراءة الخريطة |