| derdiniz ki, bu çok kötü ve hayatınıza devam ederdiniz. | TED | وأنت ستقول، حسنًا هذا سيء جدًا، وسوف تستمر في حياتك. |
| Birlokantadaki garsonlar gibi dostlar hayatınıza girer ve sonra çıkarlar. | Open Subtitles | أصدقاء يدخلون ويخرجون من حياتك مثل مساعدي النادل في المطعم |
| hayatınıza karışmak istemem veya onun yaptıklarına ama "Kader böyleymiş," deyip unutamam bunu. | Open Subtitles | لا أريد أن أتدخل فى حياتك أو ما عليها فعله لكنِ لا أستطيع |
| Gelin, buraya toplanın, işte hayatınıza korku salanlar. | Open Subtitles | واحد يجىء, تعالوا جميعآ بسبب الخوف من اجل حياتكم |
| Eğer ağırdan alır ve aptalca davranırsanız, tehlikeyi hayatınıza sokabilirsiniz. | Open Subtitles | إذا اخذت الموضوع بسهولة وسخافة ربما تضع حياتك فى خطر |
| Ve o sınırı ihlal ederseniz, bu, hayatınıza mal olabilir. | Open Subtitles | واذا تجاوزت ذلك الخط, فإنه ربما ذلك قد يكلفك حياتك. |
| hayatınıza sporu dâhil etmek sadece daha mutlu ve koruyucu bir hayat sürmenize değil, beyninizin tedavisi olmayan hastalıklardan korunmasına da yardım edecek. | TED | وهي، إنّ إدخال التمارين إلى حياتك لن يعطيك حياة سعيدة وأكثر إنتاجيّة فحسب، بل ستحمي دماغك أيضاً من الأمراض العضال. |
| Gelecekte bir gün hayatınıza bir robot girecek. | TED | في مكان ما من مستقبلكم سوف يكون هناك روبوت في حياتك |
| Üniversite öğrencisiyseniz, diyelim ki çıkmaza girmiş bir öğrenciyseniz ve biçare ve umutsuz hissediyorsunuz, bu sizin hayatınıza malolabilir. | TED | إذا كنت طالب جامعي، على سبيل المثال، في ظروف صعبة، وكنت تشعر بالعجز واليأس، دون هوادة، ذلك يمكن أن يكلفك حياتك. |
| Bir arı kovanı bulun ve bir otlak geliştirin, ve sizin hayatınıza geri dönen o hayatı izleyin. | TED | الحصول على خلية النحل وزراعة مرج ، ومشاهدة أن الحياة تعود إلى حياتك. |
| İnanılmaz derecede karanlık ve kirli bir ruh yaratır ve bunu bütün hayatınıza yayar. | TED | إنه يخلق ظلامًا كثيفًا وروحًا ملوثة، ويجتاح حياتك بكاملها. |
| Tabi ki diğer insanların ihtiyaçlarının farkında olmalısınız, ama aynı zamanda hayatınıza devam edebilecek bir yol bulup insanlara yardım edebilmelisiniz. | TED | حيث يجب عليك بالتاكيد ان تهتم لاحتياجات غيرك ولكن عليها ان لا تؤثر سلبا على حياتك وان تكون خدوما لمجتمعك |
| Eğer hayatınıza değer veriyorsanız, oraya gitmeyin. | Open Subtitles | ولكن إذا كانت حياتك غالية . لا تذهب إلى هُناك |
| Kendinizi ezdirmeyeceksiniz, hayatınıza buna göre şekil vereceksiniz. | Open Subtitles | انت يجب ان تبقى نفسك خبيث وتضع حياتك حول هذا الامر |
| hayatınıza devam etmek istiyorsanız kendi kendinize verdiğiniz sözleri tekrar edin. | Open Subtitles | كرّري تعليماتك يومياً إن أردت دخول الحب إلى حياتك |
| Beni hayatınıza dahil ettiğiniz için minnettarım efendim. | Open Subtitles | يا، رجل، أقدّر لك إحضاري إلى دائرة حياتك |
| Gelin, buraya toplanın, işte hayatınıza korku salanlar. | Open Subtitles | واحد يجىء, تعالوا جميعآ بسبب الخوف من اجل حياتكم |
| Hey, hayatınıza karanlıkta tutulmak için gelmedim. | Open Subtitles | اسمعي، إنني لم أَعُد إلى حياتكم لأكتفي بالبقاء جانباً |
| Bence hayatınıza devam edebilmeniz için ikiniz de birbirinizi affetmelisiniz. | Open Subtitles | ولكني أظن أنه يجب أن تسامحا نفسيكما وتمضيا في حياتكما |
| Ne kadar erken ayrılırsanız, yeni hayatınıza o kadar çabuk başlarsınız. | Open Subtitles | كلًما غادرتما في وقت أبكر كلّما كان البدء بحياتكما الجديدة أبكر. |
| Smokininizde pilav vardır ve hayatınıza ne olduğunu düşünmeye başlarsınız. | Open Subtitles | مغطى بالرز على بدلتك تتسأل مالذي حدث لحياتك |
| Ve onu severseniz, şiirimi beğenirseniz... hayatınıza bir şey kattığına inanırsanız... o zaman gönlünüzden ne koparsa verirsiniz. | Open Subtitles | فإن أعجبتكم القصيدة وشعرتم أنها تضيف شيئاَ لحياتكم اعطوني ما تريدون |
| Onları sizin dijital hayatınıza bağlayarak daha iyi olmalarını sağlar ve aynı amacı koruyarak yeni işlev ve kullanışlılık sağlar, yani değiştirmeden. | TED | وهي تجعلها أفضل بربطها بحياتكم الرقمية وإضافة استخدامات ووظائف جديدة لها مع الحفاظ على غرضها الأصلي، وليس تغييره. |