| İçeri gir. Yine hayatını tehlikeye atıyorsun. | Open Subtitles | يجب أن تذهب إلى الداخل أنت تخاطر بحياتك مرة أخرى |
| 200 woolongluk bir köpek için hayatını tehlikeye atıyorsun. | Open Subtitles | تخاطر بحياتك من أجل كلب كل سعره هو 200 ووبونغ. |
| Her gün dışarıda olan o. hayatını tehlikeye atan o. | Open Subtitles | إنه من يكون هناك كل يوم إنه من يخاطر بحياته |
| Ben de kızımın hayatını tehlikeye atamam. | Open Subtitles | وأنا لن أخاطر بحياة ابنتي |
| Sana kehanette bulunmak için kızın hayatını tehlikeye attı. Sence böyle şaka olur mu? | Open Subtitles | أتعتقد يمزح بعد المخاطرة بحياة البنت لإخبارك بختك؟ |
| hayatını tehlikeye attın. Birleşik Devletler'in korumasındasın. | Open Subtitles | لقد خاطرت بحياتك ومن واجب المسئولين في مباحث الأمن الأمريكي حمايتك |
| Gerçekten bu gezegenin insanları için hayatını tehlikeye atmak istiyor musun, Binbaşı? | Open Subtitles | تريد حقا أن تخاطر بحياتك لناس هذا العالم، أيها الرائد؟ |
| Sana gelirsek genç adam, bir daha müdürünün hayatını kurtardığında kendi hayatını tehlikeye atmamaya özen göster. | Open Subtitles | بالنسبة لك أيها الفتى، حين تنقذ مدير مدرستك المرة القادمة حاول ألاّ تخاطر بحياتك |
| hayatını tehlikeye atarak beni korumanın sebebi o, değil mi? | Open Subtitles | كانت هي سبب حمايتك لي بينما تخاطر بحياتك ، أليس كذلك؟ |
| Mermilerden kaçıp tetiğe basarak hayatını tehlikeye atmak. | Open Subtitles | أن تخاطر بحياتك , تتفادى الرصاص وتجذب الزناد |
| Çünkü bir yabancı için hayatını tehlikeye atmasının hastalık dışında bir nedeni var. | Open Subtitles | لأنّه لا سبب آخر لجانب كونه مريض كي يخاطر بحياته لأجل شخص غريب |
| Sıkıntıda olan bir fareyi kurtarmak için hayatını tehlikeye atabilir. | Open Subtitles | يودُّ دائماً أن يخاطر بحياته مقابل مساعدة فأرةٌ في محنتها. |
| Bir insanın hayatını tehlikeye atması kolay değil özellikle de nedeni iyi bilmiyorsa. | Open Subtitles | من الصعب على أي إنسان أن يخاطر بحياته خصوصا ً إن لم يكن يفهم السبب |
| Oğlumuzun hayatını tehlikeye atmam. | Open Subtitles | ولن أخاطر بحياة ابني |
| Bence gayet iyi ilgileniyorsun ve yaptığı şeyle aynı fikirdesin ve bunu yapmakla Başkan'ın hayatını tehlikeye atmaya razısın. | Open Subtitles | السياسة ليست إهتمامى أعتقد أنها ستكون إهتمامك وأعتقد أنك تتفق مع ما تفعله هى وأنت تنوى المخاطرة بحياة الرئيس لتحقق ذلك |
| Prenses seninle konuşmak istiyor. Beni başka bir adama vermek için hayatını tehlikeye attın. | Open Subtitles | الأميرة تريد أن تتحدّث معك لقد خاطرت بحياتك لتعطينى لرجل آخر |
| Başka birinin hayatını tehlikeye atmaktan gözaltı. | Open Subtitles | مراقبة نتيجة لتعريض طائش للخطر ؟ |
| Kendi hayatını tehlikeye atman anlamına bile gelse, gözün kapalı ortaya atlayıp birilerini kurtarmaya çalışacaktın. | Open Subtitles | ستسرع إلى هناك وتحاول إنقاذ أحد حتى لو كان ذلك يعني أن تعرض حياتك للخطر |
| Kimse ona eziyet edemez, ve hayatını tehlikeye atamaz. | Open Subtitles | ،ولا يستطيع أحد أن يمسها ولن يعرض أي أحد حياتها للخطر |
| Birleşik Devletler Başkanı'nın hayatını tehlikeye atıyormuşsun gibi geldi bana. | Open Subtitles | يبدو لى أنك تخاطر بحياة رئيس الولايات المتحدة |
| hayatını tehlikeye atmaya değmez. | Open Subtitles | إنها شيءٌ لا يستحقُ أن تخاطري بحياتكِ من أجله |
| Sahiden de tanımadığın insanlar için hayatını tehlikeye attığına değiyor mu? | Open Subtitles | أعني، هل حقاً للأمر قيمة المخاطرة بحياتك لإنقاذ حياة أناس لا تعرفهم؟ |
| Adamlarımın hayatını tehlikeye atarsan, seni oraya gömerim. | Open Subtitles | إذا عرّضت حياة رجالي للخطر سأدفنك هناك! |
| Seni kurtarmaya geldik. Buradaki herkes senin için hayatını tehlikeye atmaya hazırdı. | Open Subtitles | . كل رجل هنا كان يريد المخاطرة بحياته من أجلك |